RECEP TORAMAN

 

Muhterem Müslümanlar!

Yüce Rabbimiz okuduğum ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır: “Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdâr olandır.”[1]

Sevgili Peygamberimiz okumuş olduğum hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Gerçekten, insan içine karışan ve onların olumsuz hallerine sabreden müslüman, insan içine çıkmayan ve onların olumsuz hallerine sabretmeyen müslümandan daha hayırlıdır.”[2]

Değerli Kardeşlerim!

Yukarıdaki ayette de belirtildiği gibi Yüce Allah, biz insanları, birbirimizle tanışalım, danışalım ve hep beraber takvaya yaklaşalım diye yaratmıştır. Peygamberimizin beyanıyla takva ve hayır, uzaklaşmakla değil kaynaşmakla elde edilir. Zira, kök itibariyle ünsiyet kelimesinden türeyen insanoğlu, diğer insanlarla bir ve beraber olmaya ihtiyaç duyuyor ve esasen yaşamakta olduğumuz iletişim çağı da bu işi kolaylaştırıyor.

Kardeşlerim!

İletişim, “bilgi ve anlayışın bir bireyden diğerine geçirilmesi sürecidir.” Bir başka tanıma göre iletişim; “iki ya da daha çok insan arasında anlaşmaya, düşünce ve duygu değiş tokuşuna, paylaşmaya, karşılıklı konuşmaya, ayrı ayrı ya da birlikte davranmaya dayalı bir ilişki içerisinde olmak demektir.

İletişim, hayatın her alanında vardır ve gereklidir. Meselâ iletişim, çalışanların iş yerindeki doyum ve verimini etkileyen önemli bir unsurdur. Bu işin önemi konusunda yapılan bir araştırmada; iletişim programlarına önem veren bir grupta çalışanların, bu tip programlar kullanmayan bir başka gruptaki çalışanlara göre çok büyük oranda kendilerini o grubun bir parçası olarak düşündüklerini ortaya koymuştur. Dolayısıyla iletişimden uzak bir kişi, kendisini içerisinde yaşadığı toplumun bir parçası olarak görme konusunda zorluk yaşar. Böylece kişi, sağlıklı ve mutlu bir yaşam vesilesi olabilecek sossyal ilişkilerken mahrum kalır.

Aziz Cemaatim!

Ulaşım ve haberleşme araçlarının baş döndüren gelişmeleriyle bugün iletişim çağını yaşıyoruz, bu doğru. Çok uzak mesafelere eskiden olduğundan daha hızlı ve kısa bir zamanda ulaşabiliyoruz. Kıtalar ötesi, denizaşırı memleketlerdeki uzak/yakın dostlarımızla bir tuşla iletişime geçiyor, hasbihal edebiliyoruz. Fakat buna rağmen kullandığımız eşyaların fonksiyon ve hızının artması, onları yersiz ve yanlış kullandığımızdan dolayı aynı oranda onu kullanan biz insanları  durağanlaştırmıştır, bizleri sosyal hayattan soyutlamış ve mutsuzluğa sevketmiştir. Dolayısıyla ulaşım ve haberleşme araçları, bir kavuşma ve sıla aracı olması gerekirken malesef bugün bir gösteriş ve caka aracı olmuştur. Fertleri daha iyi sosyalleştireceği yerde toplumdan uzaklaştırmıştır.

Evet, çağın imkânları büyük kolaylıklar sağlamaktadır fakat mâlesef bugün onu kullanan insanlar, bireyselliğe  mahkum olmuş ve kendisine aşık olma dediğimiz ya da dünyayı kendi etrafında örgülemeye ve çevirmeye çalışma da diyebileceğimiz narsizmin pençesine yakalanmıştır. Dolayısıyla bugün onca imkâna rağmen insanlar, kalabalıklar içerisinde yanlızlığa mahkum olmuştur. Bilgisayar, tablet ve cep telefonunun ekranlarına gömülüp kalan neslimiz, çocukluğunu yaşayamamış, toprakla, hayvanlarla ve bitkilerle temas kuramamıştır. Netice itibariyle çocuklarımız, bedensel ve ruhsal anlamda çökmüş, gelişimlerini tamamlayamamıştır.

Kardeşlerim!

İşin daha da kötüsü, birçoğumuz itibariyle bu olumsuz durumun farkında değiliz. Sanal dostlukları, gerçek; dijital sohbetleri, mutluluk sebebi görmekteyiz. Zahmet çekmeden, bedel ödemeden yapmış olduğumuz paylaşımlarla sosyalleştiğimizi ve sıla-i rahim vazifemizi yaptığımızı zannediyoruz. Eline telefonunu alarak, dizine tabletini koyarak, önüne bilgisayarını açarak herbiri evin ayrı bir köşesini tutmuş fertlerle mutlu bir aileyi, sosyalleşmiş bir toplumu inşa edeceğimizi iddia ediyoruz. Aslında ilgiye aç, sevgiye muhtaç olmasına rağmen sanal ve yapay faaliyetlerle kendisini ispat etmeye çalışan bireylerle bina gibi kenetlenmiş ve sağlam, vücudun organları gibi hassas ve duyarlı bir medeniyet oluşturacağımızı düşünüyoruz. Ama şunu iyi bilmeliyiz ki; iletişim araçlarıyla kurulan sanal etkileşimler, kişinin ve toplumun ihtiyaç duyduğu gerçek sosyalleşmeyi asla temin edemez. Sözkonusu toplum, GDO’lu ürünlerle beslenen bireyler gibi ihtiyaç duyduğu gıdaya, gerekli olan şifaya asla ulaşamaz.

Değerli Kardeşlerim!

Çağın araçları, esasen hayatımızı kolaylaştıran unsurlardır fakat bizim onları kullanım şeklimiz sonucu olumlu ya da olumsuz etkilemektedir. Bu itibarla diyebiliriz ki, imkânlar, kişinin müslümanlığını ve sosyalleşmesini artıracak şekilde kullanıldığında makbuldür. Artık internet diyaloğunu bırakıp interaktif diyaloğa geçmeliyiz. İnsanlarla tokalaşmak, sarılmak, onlara tebessüm etmek, sevgi sözleri söylemek, hediyeleşmek… gibi hakiki ve geleneksel ilişki biçimlerini canlandırmalıyız. Uzaktan yapay ve sanal ilişkileri bırakmalı, yakından arkadaşlıklar ve sıcak dostluklar kurmalıyız. Göz göze gelerek, el ele vererek yalnızlık çöllerinden yakamızı kurtarmalıyız. Ekranları açmak, ekranlardan paylaşmak yerine sinelerimizi açmalı, sofralarımızı paylaşmalıyız. Kokusu gitmesin diye çalışan, kokusu gitti diye paylaşan bir kültürün fertleri olarak yediğimiz ve içtiğimiz nimetlerin fotoğraf ve videolarını paylaşırken birkez daha düşünmeliyiz. Sanal karakterleri ve dijital kimlikleri bir kenara bırakmalı, Rabbimizin bizi biz olarak yarattığı gerçek kimliklerimize, sahici karakterlerimize bürünmeliyiz. Sayılı günlerimiz tükenirken hızla son gün olan ahirete yaklaşırken Peygamber Efendimizin şu uyarısını hep hatırlamalıyız: “Faydasız söz ve lüzumsuz işleri terk etmesi, kişinin iyi müslüman oluşundandır.”[3]

 

Not:Hutbe hazırlanırken http://goo.gl/R9zEBv ; http://goo.gl/dDq08y ; http://goo.gl/bViTp4 adreslerindeki makalelerden istifade edilmiştir.

 

[1] Hucurat, 49/13.

[2] 14 T2507 Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 55.

[3] T2317 Tirmizî, Zühd, 11; MU1638 Muvatta', Hüsnü'l-hulk, 1.